Tarihin İzinde | Seddülbahir

     ”Bu memleketin topraklarında kanlarını döken kahramanlar! Burada, dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız.

    Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır..”

Mustafa Kemal Atatürk (1934)

 

     Tarihte hiç bir insan, kumandan, yönetici yada bir lider yoktur ki, topraklarını işgale gelmiş askerleri bu sözlerle onurlandırsın. Temas ettiği her alandaki dehasının yanı sıra sonsuz merhameti ile sarf ettiği bu sözler, gördüğüm okuduğum her seferde beni ağlama noktasına getirir. Ne yazık ki hayranlığı ifade eden yüzbinler onu ilk,orta lise yada üniversite aldığı tarih derslerinde kitaplarının aktarabildiği yarım yamalak bilgilerle yada kulaktan dolma efsanelerle tanıyor, biliyor ve Atatürkçü olduğunu ifade ediyor. Bu kitlenin bayrak sallayanlarından biriyim bende. Ülkemin tarihini, tarihi yazan atalarımı, ilkokulda avaz avaz bağırarak okuduğum andımızdaki eyy büyük Atatürk‘ü, tüm yaşamını ve dehasını merak edip araştırmaya koyulmam 30 yılı buldu. Peki bu uykunun sebebi neydi ki ?

     30 yılı bulan uykunun sebebine tam bir cevabım olmasa da uyanışımda ki önemli bir faktörün ismini verebilirim. Oğuzhan Uğur. Asker bebesi. Uyumamış. Zaten hayatı buna izin vermemiş, yaşamış, okumuş, sormuş, soruşturmuş. Şimdilerde farklı sosyal mecralarda farklı sahnelerle insanların cehaletini kırıp farkında lığını arttırabilmek adına ciddi uğraşlar veriyor. Varol Oğuzhan.

 

     Öyle yada böyle uyandık. Düştük tarihin peşine. Kilitlendiğim ilk nokta Gelibolu oldu. Okuduğum izlediğim bir gün, Avusturalya yapımı bir dizi ile karşılaştım. 7 bölüm. Gerçek notlardan esinlenerek yazılmış senaryo, sahneler, oyuncular ve hatta dizi için hazırlanmış müziklerle savaşı o kadar güzel aktarıyor ve hissettiriyor ki, diziyi her tekrar izleyişimde kendimi Arıburnu‘na, Kanlısırt‘a, Bombatepe’ye, Conkbayırı’na atasım geliyor. Askerliğimi Gelibolu sınırlarında yapmıştım. Hem askerlik psikolojisi hemde uyku dönemi sebebi ile o kutsal toprakları bir saniye hissedemeden geçti 155 gün.

     Mart 2018’de Çanakkale’de bir festival düzenlendi. Katıldım ama katılmaz olaydım. Binlerce insanın aynı anda bisiklet sürdüğü sürede tarihi yaşamak pek mümkün olmadı. Kendini performans turunda sanan hadsiz bisikletçiler ve bisiklet grupları sebebiyle Eceabat merkezden abideye hızlıca gidip geri döndük. Festival bitti. Mutsuzdum. Çünkü istediğimi alamadım. Dönüş yolunda kendime söz verdim. Bu böyle kalmayacak mutlaka yeniden gelecektim. Ancak ya yürüyerek yada bisikletle. Şans ki çok değer verdiğim bir ağabeyim Eceabat sınırlarında kendine bir arazi satın aldı. Bir kaç kez gidip çadır atıp, zihnimizi dinledik. Araçla Suvla  ve Anafartalar bölgesinde gezintiler yaptık ama bisikletle ve yalnız olarak yapacağım bir bisiklet turunun hayali hasretle kavuruyordu ciğerimi. 29 Ekim haftası için yine kamp planı yapıldı. Tamamdır, vakit bu vakittir. Derhal araç kiralaması için rezervasyon yaptım. Alkolik cfd uzmanı (Computational Fluid Dynamics – Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği ) eski iş arkadaşım tipsiz Uğurcan’da plana dahil oldu. Sadece kamp kısmına ama. Ailesini ziyaret için Bingöl’e gidecek olan arkadaşımın arabasının boşa çıktığını duyunca derhal istedim. Sağolsun beni 500 TL’lik kiralama masrafından kurtardı. 2 sene önce 70-80 liraya kiralaya bildiğim araç şu zamanlarda 150 lira. 3.40 liraya alabildiğim mazot ise 6.40 lira. Ammaa ekonomi çoh iyi. Allah zeval vermesin.

     Cuma akşamı iş çıkışı Uğurcan’ı alıp yola düştük. Selimpaşa dinlenme tesisinde ennfes menemen molasından sonra akşam 10 gibi Şarköy’e vardık. Evlat olsa sevilmez bir tipe sahip Uğurcan kardeşimin arkadaşı varmış, uğradık. Tura cumartesi sabah (27 Ekim) çıkacağım için gün doğarken arazide olmam lazım. Arazinin sahibi ağabeyim cumartesi gündüz vakitleri gelecek.

Konum: Akbaş Şehitliği Yakınları

 

     Sabah 5 gibi uyanıp tekrar yola düştüm. 7:30 civarı araziye ulaştım ancak arabanın termostatı 3 derece diyordu. Çıkmadım içinden. Motoru dahi kapatmadım. 8 gibi güneş kendini gösterince 10 derecenin üstüne çıktı sıcaklık. Başlangıç noktam Yolağzı köyü. Uğrayacağım ilk konum, ülkenin kaderini değiştiren kararların alındığı Bigalı köyü.

 

Çadır attığımız nokta. Fotoğraf turdan bir gün sonra çekilmiştir.

 

Bigalı öncesi içinden geçtiğim Kumköy

     Vakit henüz çok erken olduğundan köyde (Kumköy) pek insan bulamadım. Dolayısı ile kahvaltısız başladı gün.

 

     Bu yazıdan gaz alıp aynı rotayı yol bisikletiniz ile takip etmek isterseniz, canınız biraz sıkılabilir. Görsel ziyafeti pek olmayan bu videoyu yazıya dahil etmemin sebebi asfaltın durumu paylaşmaktı. Pek asfalt denemez. Tamimiyle mucur.Tahmin ediyorum aşırı konforsuz ve lastik patlatmalı bir yolculuk olur.

 

     Olmuyor arkadaş.Bu fotoğraf olayı telefonla olmuyor. Çok az yakınlaştırma yaptım.Detaylar berbat.

     Kumköy’ü geçip şarap bağlarının arasından süzüldükten sonra yaklaşık 1.5 km’lik %10-15 eğitiminde rampa tırmandım. Hava sıcaklığı 3 derecen 20 dereceye fırladı. Fotoğrafta görülen manzaranın aşağısı Bigalı köyü.

 

     Köy yolları olabildiğince bakımsız. Bir çok Trakya köyünde olduğu gibi. Köy girişinde mucur dahi yok. Meydana kadar çamurlu yol. Karın açlığı var ise köy girişinde (fotoğrafta görülen) bahçeli sakin mekan var. Kahvaltılık ve ızgara tarzı yiyecekler bulunabilir.

 

     Köy meydanında muhabbeti güzel ağabeylerin takıldığı kıraathane var. İşleten ağabey ile sohbet ettik. Börek yiyorlardı, sağ olsunlar ikram ettiler. Börekten pay alan kediler pek paylaşmak istemedi ancak mideme bir şeyler girdi ufak tefek.Kıraathaneyi işleten ağabey köy hayvanları konusunda hassas. Kendisi ne yeyip içiyorsa paylaşıyor. Gösteriş budalası bir zengin gelip, hayvanlara bakamadığı konusunda çemkirmiş yakışıklı ağabeyime (Tanıştık ama ismini unuttum). Marketten saçma sapan sosisler alıp saçmış köyün sağına soluna. 2 gün açıkta bekleyen ve bozulan sosisleri yiyen tüm hayvanlar zehirlenmiş olacaklar ki 3-4 gün kaybolmuşlar ortadan. Kendisine mama göndereceğim konusunda söz verdim. İlgileneceğinden hiç şüphem yok.

 

    Bir sonraki durak Kocadere. Turun genel planında Kocadere‘den sonra Kireçtepe ve Seddülbahir vardı. Ulaşım için kendi çıkardığım yolun yanı sıra ağabeylere danıştım. Benim çıkarttığım yolu temkinli bulmadılar. Kilitbahir‘den gitmemi ısrarla söylediler. İkinci bir alternatif olarak ta 57. Alayın, (Ruhları şad olsun) Ulu Önderin eşliğinde Conkbayır‘a yürüdükleri yolu tavsiye ettiler. Bu beni çok heyecanlandırdı ama planıma uymak istedim. Kendi belirlediğim rotaya itaat edecektim.

 

     Köy kıraathanesine sırtınızı verip sağınızda bulunan sokağa girdiğinizde, 60 metre ileride sağda Atatürk Evi müzesi var. Kayıt edilmiş bir çok fotoğraf ve önemli notlar paylaşılmış.

 

        

 

Anafartalar Kumandanı, Anafartalar Kahramanı  Mustafa Kemal Atatürk.

 

 

Miralay Mustafa Kemal Bey’in giysileri.

 

     Bu fotoğraftaki hikayeyi okuduğumda çok etkilenmiştim. Ancak kaynağı belirtilmeyen bu tarz görseller beni hep kuşkulandırır. Sağdan soldan araklama görsele kestaneden yazı ekleyip insanları galyana getiren ve bundan büyük keyif alan kitleler var.  Suvla koyunda ceyran eden Anafartalar muharebelerini bir buluta bağlayan zihniyet ile aynı fabrika mahsulüdür bunlar. Acı olan ise insanımızın buna ağır meyilli olmasıdır. Eceabat’a tur düzenleyenler firmaların rehberleri hala bu bulut olayını satar Türk insanına.

 

Bulutcular için…

 

     Bigalı köyünde, Atatürk evi müzesi haricinde gezilmesi gereken yerler var. Meydanda hepsine rahatlıkla ulaşılabilir. Bu kutsal topraklarda 100 yıl sonra bile hala savaş kalıntılarına rastlanabiliyor. Bir çok insan bulduğu kalıntıları müzeye bağışlamış.

 

Bigalı, Kocadere köyü arası asfalt durumu.

 

Çöp tenekelerinin ardında bırakılmış şanlı tarih.

 

     Kocadere köyü, Conkbayırının hemen ardında bulunan bir köy. Bu nedenle muharebe sırasında sıhhiye bölgesi olarak kullanılmış. Tarihi değeri yüksek. Ancak tarihimizle böbürlenmeyi bildiğimiz kadar saygı duymayı da başarabilseydik manzara bu olmayacaktı. Bu denli kıymetli fotoğrafların çöp tenekelerinin ardında bırakılmasına nasıl izin verilmiş, köy halkı, yetkililer, ziyaretçiler buna nasıl kayıtsız kalmış aklım almadı. Bir kaç dakika izledim manzarayı. Büyük Anafarta şehitliğinin hali geldi gözümün önüne. Kocaderede karşılaştığım bu manzarayı kanıksamak kolaylaştı biranda.

Tepenin hemen ardı Conkbayırı.

 

Köy içerisinde dolaştım biraz. Terk edilmiş gibi ne meydanda ne köy kıraathanesinde kimseler yoktu. Vakitte dar. Yola devam.

 

 

     Kocadere köyünden aşağıya Eceabat, Kabatepe yoluna indim. Daha önce belirlediğim yol Kabatepe yönünden kısa ilerleyişin ardından ayrılacak şekildeydi. Amaç Behramlıya uğramak ve orada adam akıllı bir şeyler yiyebilmek. Bu yol hakkında Bigalı köyünde uyarmışlardı. Hava yağmurlu olsaydı başıma büyük dert almış olurdum. Ancak hava güzel. Yol tam bir mtb yolu.

Kabatepe yolundan ayrıldıktan kısa bir süre sonra vaziyet. Tur boyunca en çok keyif aldığım zaman dilimi. Asfalttan uzakta, Selda Bağcan, rüzgar ve ben.

 

     Bu turu yazıya dökmek için kolları sıvadığım andan itibaren fark ettim ki çektiğim tüm videolar kötü. Hiç bir estetiğe dikkat etmemişim. Müzikler ile video başlangıç bitişleri hiç uyumlu değil. Video uzunlukları yeterli değil. Yaşanılan anı okuyucuya/izleyiciye aktarmanın en iyi yolu video kayıtlar. Bende bu işi becerememişim. Sağlık olsun. Halledeceğiz zamanla.

 

 

     Eceabat sınırlarında ciddi oranda üzümcülük yapılıyor. Sofralık üzüm yetiştiriliyor mu bilmiyorum ama üzümler genelde şarap yapımında kullanılıyor.  Suvla bu bölgenin önemli şarap markalarından ve tadı oldukça başarılı.

     Fotoğrafta görülen noktaya kadar yaklaşık bir buçuk saat patika yoldan ilerledim. Arazi ulaşımı için traktörler tarafından oluşturulmuş bir yol ve bu yolun google harita görünüyor olması şaşırtıcı.

     Dağ bayır köy yollarında koyun keçi sürüsü gördüğümde biraz geriliyorum. Sürünün olduğu yerde mutlak bir çoban köpeği de vardır. Çoban köpeği gerçek anlamda korktuğum tek köpektir. Alanına girerseniz yada hayvanlara zarar vereceğinizi düşünürse, işiniz bitmiş demektir. Affı olmaz, Allah yarattı demez, pis dalar, kıtlar. Hayvanlara biraz yaklaşınca çobanı gördüm ve seslendim. Köpeklerin sakin olduğunu ve zarar vermeyeceğini seslendi. Yanına gittim. İki sohbet ettik. Çevrede yerleşim merkezleri olduğundan benim korktuğum çoban köpeği tipinden pek beslemiyor, barındırmıyorlar. Karnımın aç olduğunu ve Behramlı’ya gittiğimi söylediğimde Behramlı da bir şey bulamayacağımı Alçıtepe‘ye gitmemi söyledi. Mart 2018 de katıldığım Çanakkale bisiklet festivalinde Behramlı köyünden geçmiştik, hatırladım. Zaman darlığı sebebiyle planı değiştirdim. İstikamet Alçıtepe. Dağıl marş marş.

GoPro’dan çıkan ham dosyayı ne yaparsam yapayım Youtube’ye düzgün yükleyemedim. Mutlaka kalite kaybı yaşanıyor.

 

GoPro 4 Black – Göğüs Aparatı

 

GoPro 4 Black

     Tamamen taş ile inşa edilmiş harika evler. Yerleşim merkezlerinde çok çok uzak bir noktayım. Muhtemelen çevrede bulunan tarım arazileri için inşa edilmiş.Bağ evi gibi. Çok eski değiller ama yoğun emek verilmiş ve mimari olarak çok güzel görünüyorlardı. Böylece kendi hallerine bırakılmış olmaları üzücü. Taşeli platosundaki köyümde de eskiden evler arazilerden toplanan taşlarla yapılırmış. Onları hatırlattı.

 

Evet, manzarayı görünüyorsunuz. Anlatmaya gerek yok. Muhteşem.

     Toprak o kadar güzel görünüyordu ki yol boyunca buralardan arazi satın alıp tarım (buğday yada nohut) işleri işle uğraşmak istedim. Çocukluğum köyde tarım işleri ile uğraşmakla geçti. Köy işlerini hiç sevmez ve işten devamlı kaytarmaya çalışırdım. İşten kaçmayı başarabildiğim günü akşamı eve döndüğümde okkalı bir dayak beni bekliyor olurdu. Anneciğim. Ellerin dert görmesin. İyi ki çocukluğumu seninle, köyde ve toprakla temas ederek geçirdim. Kısa süre önce başlayan akıllı telefon maceranda facebook’tan öteye geçip okumanı isterdim yazdıklarımı.

Binlerce Mehmet‘in kanı dökülen bu topraklarda artık plastikler hüküm sürüyor. Hepsi zirai ilaç şişesi.

 

     Resimde siyah ok ile belirmiş olduğum 10 km lik mesafe tamamen toprak yol.bitiminde Kabatepe ile Alçıtepe ulaşımını sağlayan yola bağlanılıyor. Asfalt son derece güzel. Yol bisikletine uygun. Ancak yola bağlandığım andan itibaren Behramlı,Alçıtepe kavşağına kadar yaklaşık %10 eğiminde yokuş. İdman yoksa bu yokuş kalp kırabilir.

    Yaklaşık 40 km yol geldim ve hala kahvaltı yok. Stok sağlam olduğundan aç aç bu noktaya kadar pek sorun olmadı. Ancak bu tempoda biraz daha devam edersem kan şekerimin düşeceğini ve ilerleyemez pozisyona geleceğimi hissetmeye başladım. Kavşaktan sonra Alçıtepe’ye hafif inişli eğim var. Sallana sallana indim. Köyün girişinde sağda bir hastane var. Aslında gerçek bir hastane değil. Taş bina önüne kurulmuş sıhhiye çadırları var. Muharebe zamanı tedavi edilen askerleri sembolize eden mumyalar var. Bir çok insan, hatta turlar gelip ziyaret ediyorlar bu noktayı. Öğrendiğim kadarıyla bu noktada bir sıhhiye ekibi yokmuş. Burası bir film seti için kurulmuş.Telefonuma baktım, hiç fotoğrafını çekmemişim.

     Alçıtepe köy meydanına geldim ki o da ne ! Burası Alçıtepe falan değil, Eminönü. Köy her santimetre karesi ile ticarethaneye dönmüş. Tarihi koklaya bileceğiniz hiç bir nokta yok. Lokantalar, kafeler, incik boncuk yada hediyelik eşya satan dükkanlar. Tam köy meydanında fırın tarzı bir işletme var. İsmini hatırlamıyorum ama hemen yanında içeriye ilerleyen bir sokak ve diğer yanında market var. 2 gözleme istedim. 1 tanesini yiyeceğim diğeri yanımda bulunsun. Gözlemeler geldi. İkisini de yedim. 2 tane daha istedim. Onlar yedek. Mekan sahipleri soğuk insanlar gibi görünseler de ricalarımı kırmadılar. Gayet samimi ve tatlı insanlar. Köye o kadar çok insan geliyor ki yorulmuşlar belli ki.  Sordum burası hep böyle midir diye. Yazdan itibaren en sakin haliymiş bu. Sıcak dönemlerde yolda karşıdan karşıya geçemezsin dediler. Alçıtepe‘ye kadar geldiğim yolda yaşadığım sükuneti ve aldığım hazzı, buradaki kalabalık sömürmeye başladı. Dayanamadım. Kafamda kurdum. Gerekirse kara kışta gelirim Alçıtepe için. Ama şuan değil. Süddülbahir‘e saldım bisikleti.

Skew Bridge Mezarlığı

     Skew Bridge Mezarlığı Kanlıdere bölgesinde ceyran muharebeler sırasında ölen ittifak askerleri için inşa edilmiş sembolik mezarlıktır. İsmini, dere üzerinde bulunan tahta köprüden almıştır. Ağırlıklı olarak İngiliz askerlerinin bulunduğu bir mezarlık. Ancak şunu belirtmeliyim ki, mezarlıklar konusunda ittifak ülkelerinin gösterdiği önem ve sahiplenme hassasiyetine saygı duymamak mümkün değil. Tur boyunca gördüğüm her mezarlık, istisnasız olarak belirtiyorum ki tertemiz ve çok bakımlıydı. İttifakların, özellikle Anzakların tarihe verdiği öneme karşılık Anafartalar şehitliğinin halini düşündüğümde kahroluyor insan.

 

Seddülbahir Ertuğrul Koyu – V Beach

     1915 Çanakkale muharebelerinde ittifak kuvvetleri, boğaz sularında yaşadıkları hezimetin ardından 25 Nisan günü kara çıkarması harekatı başlattılar. Çıkarma yapacakları bölgeleri belirledikten sonra X Y Z V W S harfleri ile nitelendirdiler. İlk çıkarma yapılan bölgelerden biri olan Ertuğrul koyu, V beach olarak isimlendirilmişti ve tam olarak fotoğrafta görülen noktadan ayak bastılar.

1915 Ertuğrul Koyu – V beach

kaynak: canakkalemuharebeleri1915.com

 

     V beach yani Ertuğrul koyu sahilinde evsel atıkları, plastik ve cam şişeleri görmek elbetteki mümkün. Yaşam alanlarımızı ve doğayı kirletmek bizim milli kültürümüz.

 

Okunabilmesi için…

 

     25 Nisan günü sabah saatlerinde başlayan çıkarma esnasında, Ertuğrul koyunda düşmanı fotoğrafta görülen siperler içinde karşılayanlar Yahya Çavuş ve Mehmetleriydi. Muharebe zamanı sahilde bulunan setin arkasına saklanan ittifak askerleriyle Yahya Çavuşun askerleri arasında saatler süren çatışmalar devam etti.

     Çanakkale muharebeleri bu toprakların en büyük destanıdır. Şunu önemle belirteyim ki bu yazının amacı tarihi eğitim vermek değil. Bu destanı basit bisiklet turu yazısına sıkıştırmaya çalışarak atalarıma saygısızlık yapamam. Haddim değil. Hiç kimsenin değil. Bu düşünce ile gün gün yer yer savaşı anlatmaya çalışmak yerine, fotoğraflarıma istediğim tarihi hissiyatı yükleyebilecek küçük bilgileri ekleyerek yazımı tamamlayacağım.

Detaylı bir görsel sunu istenirse TRT Haber’de yayınlanan belgesel izlenebilir.

 

 

İlyas baba tepesi ve İlyas baba feneri

 

Cape Helles Memorial – Helles Anıtı

     Helles anıtı, ittifakların en yarımada da bulunan en büyük anıtı. Gelibolu muharebeleri ve muharebelerde ölen, mezarları belli olmayan askerler için dikilmiş anıttır.

 

Seddülbahir

 

Alçıtepe‘den Seddülbahir‘e abide yönündeki yoldan ulaştım. Dönüş içinde Saros tarafındaki arka yolu kullandım. Bu yol hem çok sakin hemde görsel ziyafeti oldukça yüksekti.

 

Uzaklardan Seddülbahir

 

Gökçeada

 

Arka yoldan Kireçtepe’ye

 

 

Video süresince duyulan vıyaklama sesi benim derdi bitmeyen Avid frenlerim. 3 bisiklet aldım. Hepsinin frenleri Avid idi ve hepsinde aynı sıkıntıyı yaşadım. Sürekli ayar çekmek gerekiyor. Aksi halde sürtme sesi video kayıtlara girecek seviyeye ulaşıyor. Uzun yolda çok can sıkıyor. Bu konuda Shimano sistemler daha başarılı.

     Arka yoldan tekrar Alçıtepe‘ye çıkarken, at arabalarına binmiş  2.5 km/s hızla ilerleyen orta yaşlarda karı koca ile tanıştım. Keyifleri o kadar yerinde ki gülüşe gülüşe evlerine dönüyorlardı. Seddülbahir ve Alçıtepe‘de zeytinle uğraşıyorlar. Onlarda zeytin bahçelerinden dönüyorlarmış. Köye varıncaya dek muhabbet ettik yolda. Eve çay içmeye davet ettiler ama zaman yoktu. Ağabeyin ismini almıştım uğrarım yanlarına daha sonra düşüncesiyle. Not almadım. Daha sonrada unuttum. Onları yolda ilk gördüğümde arkalarından fotoğraflarını çekmiştim. Onu da bulamadım. O hallerini paylaşamadığım için üzüldüm gerçekten.

     Geldiğim yoldan, toprak yola dönmeden Kabatepe‘ye doğru yola düştüm. Sanırım saat 17:00 doğru yaklaşıyordu. Sabah 8 den itibaren toplamda 50 km yol almıştım bu noktaya kadar. Buradan daha 45 km yol var önümde ve saat 17 civarı. Karanlığa kalacağım kesinleşti. Karanlıkla aram pek iyi olmadığından gerilmeye başlamıştım.

 

Alçıtepe yönündeki kalp kıran yokuş, dönüş yolunda güldürdü.

 

 

 

Kabatepe Limanı

 

     Alçıtepe Kabatepe arasındaki yol harika. Bir iki ufak rampa haricinde çok rahat bir yol. Tur boyunca en çok yapmak istediğim şey Anzak koyunda biraz vakit geçirip tarihi zihnimde canlandırmaktı. Avustralya yapımı Gallipoli dizisi bunu yaşayabilmem adına çok etkili oldu. Mutlaka izlenmesi gerektiğini düşündüğüm bir dizi. Çıkarma sonrası yaşananları biraz yüzeysel anlatan ancak gerek oyunculuklar, gerek sahneler, gerek dizi için hazırlanan müzikler size 1915 e götürüyor. O anı, o cehennemi, açlığı, sefaleti, belirsizliği, 10 dakika sonra ölmenin garanti olduğu bir savaşı yaşatıyor.

     Dizide en sevdiğim ve en çok duygulandığım sahne. İlk ateşkesin verildiği sırada, hep anlatılan Anzaklar ile Türkler arasındaki dostluk ilişkisinin başladığı an.

 

Sohbetlerinin ardından vedalaşan  ve son kez dönüp birbirlerine bakan iki asker. Birkaç saat sonra birbirlerine kurşun sıkacak iki asker.

 

     İzlemek isteyenler için. İlk bölüm yüklenirken bir hasara uğramış. Görüntüde kaymalar yaşanıyor ama diğerleri düzgün. Film sitelerinde sorunsuz olanları vardır mutlaka. Türkçe dublaj muazzam yapılmış. İngiliççe izleyeceğim diye kastırmayın.

      Tur planım içerisinde Kanlısırt ve Conkbayırı gibi önemli noktalar vardı. Saat itibari ile bunu yapmam imkansızlaştı. Arıburnundan başlayan ve devam eden en kanlı muharebeler için tam bir günümü ayırma sözü verdim kendi kendime. Conkbayırı sapağına yaklaşırken heybetli bir akbaş kesti yolumu. ”Abbi, abbicim, geçebiliy miyim abbiçim. Gözleme vay yemisin abbicim”. Karşında akbaş var. Sıkıysa rajon kes. Saldırgan bir hayvan değildi tabi. Stok yaptığım gözlemeyi çıkardım. Parça parça verdim tosuna. Akbaş abi yoluna gitti bende yoluma. Anzak koyuna varmadan kamp bölgesinden telefon geldi. Arayan Fatih ağabeyim. Sağolsun durumumu ve bir ihtiyacım olup olmadığını sordu.

     Arıburnunda ilerlerken hissiyatı yüksek bir müzik açmak istedim, 2000’li yılların başında Angaralı bebelerin kurduğu bir grup vardı. Crossfire. Muhtemeşem bir albüm ile ortalığı yıkıp geçirdikten sonra yok olup gittiler. Şarkının ismi Gelibolu. Anzak ve Türk askerleri için yazılmış ve ithaf edilmiştir.

 

Güneşin batma vaktinde istediğim noktadayım. Muazzam bir manzara ve Mustafa Kemal‘in eşsiz sözleri. Okumaktan ve paylaşmaktan hiç sıkılmadığım, gurur duyduğum sözler.

     ”Bu memleketin topraklarında kanlarını döken kahramanlar! Burada, dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız.

    Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır..”

Mustafa Kemal Atatürk (1934)

     Tanrım ! Okuduğum yada işittiğim hiç bir cümle bu hissiyatı, duyguyu yaşatamıyor bana.  Ruhun Şad olsun Mustafa Kemal.

 

     Anzak koyunda yarım saat kadar vakit geçirebildim. Daha 20 km yol var. Bir yandan Anzak koyunu hissederken öbür yandan karanlık korkusu dürtüyor.

 

     Anzak koyundan çıkıp Suvla koyuna doğru yola koyuldum. Büyük Anafartalar köyünden geçip kamp alanımız Kumköy’e ulaşacağım. Anzak koyunun biraz ilerisinde Arıburnu mezarlığı mevcut. Yine muazzam bakımlı ve tertemiz. Anzak çocuklarla ufak bir sohbetin ardından yola devam.

Karanlık çökünce koca yürekli güççük adam Fatih ağabeyimden bir telefon daha geldi.

-Kurtarma ekiplerini yollayayım mı Mustafa ?

-Hayır abi. En fazla 1 saate yanınızdayım.

-Tamam bir durum olursa haber ver mutlaka. Yemeğe başlıyoruz birazdan.

-Neeğğğ. Tamam abi Nos açıyorum.

 

      Karanlık tamamen çöktü. Büyük Anafartalar şehitliğinden geçip köy merkezine ulaştım. Akıllarda bulunsun. Büyük Anafartalar köyü mutlaka uğranmalı, gezilmeli, dua edilmeli ve vakit geçirilmeli. Sohbet edebileceğiniz cafe&kıraathane ve kahvaltı yapabileceğiniz güzel ve sakin mekanlar mevcut. Çok değil bir iki tane. Büyük Anafartalar’a daha öncede gelmiştim. Şehitliği her görüşümde için sızlar. Şehitlik harabe olmuş ve tahmin ediyorum köy yolu şehitliğin ortasından geçiyor.

 

Anafartalar Şehitliği

     Yanılmıyorsam Siirtli Asteğmen Ali Rıza efendinin mezarlığı. Zamanında bir mezarlık yapılmış ama yıllardır ilgilenilmemiş. Gün geçtikçe harabeye dönüşüyor. Fotoğrafın sol tarafında yüzlerce şehidimizin olduğu mezarlıklar var. Mezar taşları ayakta zor duruyor. Fotoğrafları daha önceki ziyaretimde çekmiştim.

Büyük Anafartalar köyünü ardımda bıraktım. İkinci defa bu kadar zifiri bir karanlıkta ve medeniyetten uzakta ve ve ve en önemlisi tek başımaydım. Korku hat safa. Neyin korkusu derseniz, hiçbir şeyin aslında. Çevrede zarar verebilecek hiç bir hayvan yok. Karanlığın kendisi çocukluktan kalma bir korku. Öyle bir korku ki köyden sonra aşmam gereken tepeyi son gaz çıktım. Tepeye doğru tırmanırken solda Anafartalar muharebesi sırasında yaralanan askerlerin tedavi edildiği bir sıhhiye mevcut. Daha önce gündüz vakitlerinde geçtiğimde gördüm. Sıhhiye içeride kaldığı için henüz ziyaret etmedim.

Tepeden inerken köy ışıklarını hatta oldukça uzakta bulunan kamp ateşimizi dahi görmüştüm. Biraz rahatlamanın etkisiyle yine Crossfire, yine Gelibolu.

     Kamp alanına ulaştığımda ilk parti etler çıkmak üzereydi. Ekibin keyfi yerinde. Ufuk pişenlerden en lop etlisini bana verdiğinde benimde keyfim yerine geldi.

Kamp alanımızdan daha önce çektiğim bir fotoğraf

    93km’lik bir tur için  6 saat gibi bir süre insanlık için fazla benim için normal bir süre. Bisiklet mtb, ben mtb (şişman). Haliyle fazla seri gidemiyoruz. Tura çıkarken hayalini kurduğum bir çok noktaya ulaşamadım. Olsun. 11 saat kadar yoldaydım ve çok büyük haz aldım. Yıllar süren tarihi cehaletin kırılması için önemli bir adımdı.

     Turdan sonraki gün bütün ekip Büyük Kemikli koyundaki bir balıkçıya gittik. Restoran falan değil. Yıllarını denizde geçirmiş bir ağabeyin evi. Onu tanıyan bu noktayı biliyor. Özenle sakladığı bir arşivi var. Muharebe fotoğraflarından oluşan bir arşiv. Sağ olsun çıkartıp paylaştı bizlerle

 

     Yan yana duran iki tekne, ittifak askerlerinin topraklarımıza çıkarma yaptıkları tekneler. 103 yıl sonra tam bu noktada, fotoğrafların sahibi olan ağabeyin tekneleri ve evi var. Ziyaret ettiğimiz bu yerin ( Büyük Kemikli ) 103 yıl önceki fotoğrafını izleyebilmek, tarifi zor bir histi. Önde görülen ufak tepelerin ardı Suvla koyu, en arkada görülen tepe Conkbayırı.

 

 

     Büyük Kemikli koyları, top menzilinin dışında kaldığı için erzak, mühimmat ve sağlık malzemelerini bu noktaya indirip, kurdukları ray sistemleri ile cephelere yakın bir noktaya sevk ediyorlardı. Büyük Kemikli de halen batık gemileri görebilmek mümkün.

 

 

Cehennemde deniz keyfi.

 

     Gücü tükenen ve Çanakkale‘nin geçilemeceğini anlayan ittifaklar ufaktan topukluyor. Yok edemeyecekleri tüm malzemeleri yanlarında götürdüler. Fotoğrafta tekne arkasına yaptıkları sallara topları yükleyerek ana gemiye döndükleri görülüyor. Ne yazık ki bir çok ittifak askeri kendi komutanlarının kararlarıyla bile bile ateşe atıldı ve katledildi. İttifak komutanlarının notlarında bu açıkça belirtiliyor. Kalanlar çekilme kararı alındığında neler hissetti acaba ! Cehennemden sağ kurtulan bir çok ittifak askerleri savaşmak üzere birinci dünya harbinin diğer cephelerine gönderildiler.

 

     Buda paylaşabildiğim son fotoğraf. Taşımaya değer görmedikleri cephane, erzak ve sıhhiye malzelerini, Türklerin eline geçmemesi için yaktılar. Harpte kullandıkları atları ise teker teker vurdular.

     Yukarıda paylaştığım 5 fotoğraf balıkçı ağabeyin İngiliz arşivlerinden edindiği fotoğraflar. Yanılmıyorsam başka bir yerde görebilmek mümkün değil.

 

 

     Gelibolu. Başlatanların kontrolünden çıkan bir savaş. Ayak bastığım andan itibaren her saniye tarihi hissebildiğim özel bir coğrafya burası. Türk ulusunun en büyük destanı.Paşa dedem Mustafa Kemal‘in dediği gibi; “Çanakkale Zaferi, Türk askerinin ruh kudretini gösteren şayanı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.” Bu topraklarda yaşanan yada yaşanacak hiç bir olay ve mevzu Çanakkale ve Milli Mücadehele ruhunun üstünde anılamaz.

 

     Cehaleti kırmak adına planladığım hamlelerden bir tanesi olan bu tur yazısına, İlber Ortaylı’nın Gazi Mustafa Kemal kitabında yazdığı cümleler ile son vereceğim. Gelibolu ya henüz yolu düşmemiş dostlar için elzem tavsiyem, okul bilgilerinin ötesine geçip mutlaka ve mutlaka araştırın, okuyun, izleyin.

Sağlıcakla…

 

   ”Atatürk, yıpratılma seansları ile zarar göremeyecek, son derece önemli ve anıtsal bir siyasi portredir. Dolayısıyla, Atatürksüz tarih düşünülemez. Bunun böyle olduğu zamanla daha iyi anlaşılacaktır. Türk tarihi Atatürk‘ün etrafında şekillenmelidir ve öylede olacaktır.”

                                                                                                  İlber Ortaylı  2018

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

3 comments on “Tarihin İzinde | Seddülbahir”

  1. Hakan dedi ki:

    Şu soğuk havada, sıcacık kahvemi alıp bir solukta okudum abi. Ellerine sağlık.

  2. Demet dedi ki:

    Okuduktan sonra gözlerimi kapatıp geziyorum.Keşfettiğin yerlerde soluklaniyorum.Klavyene sağlık 🙂

  3. Fatih Yılmaz dedi ki:

    Tarihin izinde harika bir yolculuk… Milli Mücadele bölgesinden de yazılar bekliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir