Tarihin İzinde | Conkbayırı – bölüm 1

     2019 yılı, 2018’e göre bisiklet organizasyonları açısından benim için biraz daha verimli bir yıl oldu. Eylül sonları Ekim başlarında bu durumu taçlandıracak bir tur planı yapmaya başladım. 2018  29 Ekim haftasında tarihi yarım ada da Seddülbahir turu yapmıştım. Bu tur esnasında Arıburnu,Suvla ve Conkbayırın’a çıkan bölgelere pek vakit ayıramamıştım. 2018 de olduğu gibi 29 Ekim Cumhuriyet bayramını yine yollarda ve tarihin izinde kutlamaya kara verdim.

     Tur planı Keşan’dan başlayacak, Eceabat’taki tarlamızı ve Conkbayır’ını ziyaret ederek Eceabat’ta son bulacaktı.Bu plan kesmedi ve başlangıç noktasını Tekirdağ’a çektim. Bu plana göre İstanbul Anadolu yakasından bisikletimi ve malzemelerimi otobüsle Tekirdağ’a götürecek ve oradan tura başlayacaktım. Bu planda kesmedi. Aynı zamanda otobüs stresini hem gidiş hem dönüşte yaşamak istemedim ve tura evden çıkmaya karar verdim.

Son hali ile Conkbayır’ı tur rotası

     Tur planı nihai hale geldi. Ancak 4 günlük tatil, bu tur planı için yeterli olmayacağını düşündüğümden 1 gün daha izin aldım çalıştığım kurumdan. Yani 24 Ekim akşamı evden çıkıp 29 Ekim akşamı eve dönüş yapacak şekilde planlama süreci tamamlandı. Defalarca kez bisiklet turları yapmama rağmen her yeni plan beni heyecanlandırıyor. Ancak Gelibolu gibi kutsal bir coğrafyaya yapılacak turun heyecanı ise daha bir başkaydı.

     Plana göre Yenikapı’dan feribotla Bandırma’ya geçecek ve yola devam edecektim. Feribot 25 Ekim sabah 07:00’da. Evden çıkarak bu feribota yetişemeyeceğim için 24 Ekim akşamı Beşiktaş’ta bir arkadaşımda konakladım.

     07:00 vapuruna rahatlıkla yetiştim. Bu vapur seferi sadece Cuma ve P.tesi  günleri yapılıyor. Nusrat’ı motorlu ağabeylerinin yanına bırakıp yolcu salonuna geçtim. Yenikapı, Bandırma arası 2 saat 45 dakika sürüyor. Feribot içinde fırın tarzında bir işletme var. Çok fazla hamur çeşidi mevcut. Güzel bir kahvaltı yapılabilir. Ancak fiyatlar biraz pahalı. Yolculuk öncesi alışveriş yapılmasında fayda var. Çay 5,50 TL. (İnce belden biraz daha büyük bir bardak)

Bandırma sahil

     Kısa süredir Bandırma’da yaşayan sevgili dostum Buğra, kahvaltı için beni bekliyordu. Yanına ulaştım. Hoş ve sakin bir yerde tost çay ikilisiyle kahvaltımı yaptım. Buğra siyaset bilimleri okuduğundan kendisi ile bir araya geldiğimizde bol bol tarihten konuşuruz. Elbette büyük babamız atamız Mustafa Kemal’den. Yine hararetli bir sohbetin ardından yola koyulmak için vedalaşıp ayrıldım.

     Ön bagaj ve heybelerim bu turdan önce monte edildiler. Daha önce maşaya herhangi bir yük yüklemediğimden, ağırlığın gidona etkisini pek kestiremiyordum. Evden ilk çıktığımda gidon kontrolü çok zordu. Bostancı civarında arkadaşıma teslim edeceğim bir iki eşyayı da arkaya bağlamıştım. Ekstra yük ve maşa üzerindeki yükle birlikte gidon kontrolü oldukça zor ve sallantı çok olunca daha ilk dakikalarda endişelenmiştim. Fazla eşyaları arkadaşıma teslim edip arka yükleri biraz daha sıkı sarınca işler daha yoluna girdi. Ancak yinede gidon kontrolü alışa geldiğimden farklıydı. Bandırmadan çıktıktan kısa süre sonra zihnim yeni gidon ağırlığına alışmış olacak ki tüm sürüş normalleşmişti.

     Bandırmadan çıkarken su almayı unutmuşum. 40 km kadar yol yaptıktan sonra susayınca fark ettim. Bu susuzlukla sıkı bir rampa tırmanınca ağzım dilim kurudu. Şansım var ki rampanın zirvesine ulaştığımda zeytin bahçelerinde ağaç diplerine dökülen zeytinlerini toplayan Ahmet abi ve hanımını gördüm. Durdum yanlarına yaklaştım. Ben daha selam vermeden onlar hoş geldin diye seslendiler.

     Ahmet abi ile çoluk, çocuk, tarla, bağ, bahçe bayağı sohbet ettik. Su istemek için yanlarına uğramıştım. Kavun, ekmek, peynir takviyesi ile karnımı da doyurdum. Peynir ve kavun kendi mahsulleri. İkisininde lezzeti harikaydı. Özellikle kavun. Ahmet abiler kavunu asla sulamıyor. Toprağın kendi rutubeti ile besleniyor kavun. Böylece enfes bir lezzeti oluyor.

     Bandırmadan Biga’ya kadar rüzgar yedim. İşin kötüsü, rüzgar kuzeyden estiği için beni sürekli olarak yolun içine doğru savuruyordu. Bu yol kullandığım tehlikeli yollar listesine adını altın harflerle yazdırdı. Geniş emniyet şeridine rağmen kamyonlar korna ve yakın geçişleri ile sık sık yusuf yusuf durumunu yaşattılar. Mecbur kalmadığım sürece bir daha bu yolu kullanmayacağım.

 

     Conkbayırı turumda gopro’yu çok daha bilinçli kullandım. Sık sık kamera camını temizledim. Görsel açıdan etkileyici arttırmak için planladığım kurallara daha sadık kalmaya çalıştım. Tur öncesi bir monopod almıştım. Biraz kısa kaldı ancak çok iş gördü. Güzel ışığın altında iphone 8 telefonumdan çok daha kaliteli videolar ve fotoğraflar aldım.

     70 km’lik Bandırma Biga yolculuğum öğleden sonra 5 sularında tamamlandı. Turdan bir gün önce Velespitli Seyyah Sabri Yurdakul ile iletişim kurmuştum. Geleceğimi ve vakti olursa sohbet etmek istediğimi ilettiğimde memnuniyetle kabul etti sağ olsun. Yola çıkmadan önce Biga’da konaklama konusunda pansiyon tercih etmeyi düşünüyordum. Bir kaç hafta önce bir arkadaşımın Biga’dan bisiklet ile geçti. Onun konakladığı pansiyonun oldukça temiz ve uygun fiyatlı olduğunu söylemişti. Yolda iken pansiyonu aradım ve geleceğimi söyledim.

     Günlük konaklama ücreti 35TL olan bir pansiyon için son derece muazzam temiz ve tertipli bir işletme. Biga Gül Pansiyon. İşlet sahibinin yardımı ile bisikletimi ve eşyalarımı üst kata çıkardık. Yorgunluğun üstüne sıcak güzel bir duş sonra bisikletimi ve eşyalarımı odaya yerleştirdikten sonra karnımı doyurmak için dışarıya çıktım. Sabri’nin önerisi üzerine Tarzan kebap’a gittim. Fiyatlar makul ve yediğim her şey son derece lezzetliydi. Biga’ya tekrar gidersem mutlaka uğrarım.

 

     Sevgili Sabri ile 3 saat kadar bol bol sohbet ettik. İki turcu bir araya gelince konuşulacaklar belli. Bisikletler, malzemeler, ekipmanlar, yol anıları vs. Biga Çanakkale arasında ki rotamı, Sabri’nin daha önce yaptığı rotadan kopyaladım. Rota ile ilgili gerekli bilgileri Sabri’den aldıktan sonra ayrıldık ve dinlemek için pansiyona geçtim. Bir şeyler izlemek için tv açmıştım ki, hangi kanalı hatırlayamadan sızmışım.

Akyaprak Köyü

     Bandırma’dan Biga’ya otoyolun kenarın sürdüm. Araç gürültüsü ve rüzgardan ne kendimi ne kafamı ne müzik dinleyemedim. Biga’dan Çanakkale’ye geçerken tamamen köy yollarından ilerleyecektim. Sabri’den kopyaladığım rota bu şekilde. Sabah 7 gibi pansiyondan ayrıldım. Biga içinde alışveriş yaptıktan sonra 7:30 da pedal basmaya başladım. 4-5 km sonra otoyoldan ayrılıp köy yollarına girmiştim. Köy yollarında seyahat edilir de heyecan meraklısı köpeklerimiz eksik olur mu  ? Olmaz tabi.

İskender Köy

Gemicikırı Köyü

Kahvetepe Köyü

Silaj mısırı

Sivri Biber Tarlası

     Geçici bir zevk uğruna alınmış ve sonrasında sokağa atılmış bir can daha. Çok sevimli, cana yakın, sadık ve tasmalı bir hayvandı. İskender köy’de karşılaştık. Bir kaç köpek peşime takılmıştı. Sakince onlardan uzaklaşırken bu güzel yavru geldi yanıma. Çok heyecanlı ve hareketli. Sabah aldığım poğaçalardan bir tane verdim. Verdiğime pişman oldum. Takıldı peşime. Bulunduğu noktadan uzaklaşmasın diye pedala yüklendim. Gözden kaybolana dek bastım. Bir kaç dakikaya yetişti bana. Yapacak bir şey yok. Artık yol arkadaşıydık. Sabah çıkarken kahvaltı yapmamıştım. Aldığım hamur işlerinden paylaşarak kahvaltı yaptık. Peşimden çok koştu. Su takviyesini de yaptık ve bakacak köyüne doğru devam ettik.

.

     Bakacak köyü, ortasından geçen dere sebebiyle ikiye ayrılmış. Çok hoş bir görüntüsü vardı sonbahar olmasına rağmen. Köyün iki yakasını birbirine bağlayan köprüden karşıya geçip biraz incelemek istemiştim ki kıraathaneyi gördüm. Selam verip oturdum. Köy ahali ile bol bol sohbet ettik. Konular elbette geçim derdi. Bir saat kadar sohbet ettik abilerle. Köy’ün köpekleri yol arkadaşımı bir yerlere doğru kovalamış olacaklar ki gözden kayboldu. Beraber yolculuk yapmak keyifliydi. Ancak benimle nereye kadar gelebilirdi ki ? Oralarda kalması umarım daha hayırlı olmuştur.

Bakacak Köyü

 

Gürçeşme Köyü

     Gürçeşme köyünü geçtikten sonra baraj gölüne ulaşmak için toprak yola girdim. Keyifli ve titreşimli sürüşün ardından %20 eğime sahip taşlık yollardan tırmanmak gerektiğinde bisikletimi hiç zorlamadım. Fiziksel olarak bu yolu aşabilecek performansa sahip olsam bile üzerinde bu kadar yük varken böyle bir yolda ve eğimde asla bisikletimi yormam. Tahrik sistemine hasar vermek çok olasıdır. Anlık hasar oluşmasa bile ömründen ömür sökecektir.

.

     Biga’dan 7:30 da çıkmıştım. Gürçeşme barajına 12:00 da ulaştım. 4,5 saatte aldığım toplam yol 30 km var yok. Zamanı yine harika kullanıyordum. Gündüz gözü ile Çanakkale’ye varmayı kenara bıraktım, otoyola ulaşabilsem yeterli. Baraj’da bol fotoğraf çekip yola devam ettim.

     Geçmiş turlarım dan aldığım ders ile bu turda karşılaştığım kişilerin isimlerini tek tek not almıştım. Bu seferde notlarımı kaybettim. Tanıştığım bir çok kişinin isimlerini yine hatırlayamıyorum.

     Gürçeşme barajından ayrıldıktan kısa süre sonra dinlenmek için yol kenarında durmuştum. Bu sırada yanımdan bir motorlu geçti. Durup yanıma geldi. Yardıma ihtiyacımın olup olmadığını sordu. Teşekkür ettim ve nereli olduğunu sordum. Bezirganlar köyünden olduğunu ve geçerken kıraathane ye uğramamı söyledi. Siyah montlu ve gözlüklü ağabeyimdi o. Nusrat’ı dinlenmesi için park edip kıraathaneye çıktım. Selam sabah çay çorba muhabbet keyifli zaman geçirdik beraber.

Bezirganlar Köyü

     Yolda yanımdan motoru ile geçen ağabeyimin hayvanları için veteriner gelecekmiş. O sebeple kalkması gerekti. Giderken karnımın aç olup olmadığını sordu. Teşekkür ettim. Peynir ister misin diye sorduğunda, kıraathane deki diğer ağabeylerden biri ” Davar peyniri onunki. Güzel olur. ” deyince tereddütsüz kabul ettim. Motoru ile gitti. 10 dakika sonra poşete sardığı peynir ile döndü. Peynir’i aldım. Herkesle vedalaşıp ayrıldım Bezirganlar’dan.

Ahmetler Köyü Kıraathanesi

     Fotoğraftaki ağabeyler ile aramda geçe ilk diyalog;

+ Selamın aleyküm ağabeyler.

– Hoooop kardeşim buradan geçemezsin !

+ Neden ağabey ?

– Buradan çay içmeden geçemezsin.

+ Ağabeyler zamanım dar, hızlı gitmezsem karanlığa kalacağım.

– Olmaz. Çay içmeden geçit yok.

+ Tamam.

     Selamun aleyküm. Aleyküm selam. Ağabeylerin keyifleri gıcır. Çay demlenmiş. 2 simit alınmış. Muhabbet akıyor. Ahmetlere gelinceye kadar bir çok insana bisiklet üstünde bu kadar yükle ne yaptığımı anlattığım gibi bu ağabeylerime de derdimi anlattım. Şunu da belirtmeliyim ki bu tur boyunca hiç bir köyde yaptığım işi yadırgamadılar yada saçma bulmadılar. Herkes çok özenti ve takdir ettiler. Üstüne üstlük gazlayıcı, kuvvet ve şevk veren cümleler kurdular. Hepsinin gönüllerine sağlık.

Kabak Tarlası

     Biga akşamı Sabri ile teknik konulardan sohbet ederken, Sabri bana ”lastiklere sıvı sıktın mı ?” diye sormuştu. Lastik patlaması konusunda pek sorun yaşamadığımı ve gerek duymadığımı söylemiştim. Şom ağzımı açmaz olaydım. Sonraki gün lastiğim patladı. Söküp dış lastiği kontrol ettiğimde 4 yerde tel, çivi, ve diken buldum. İç lastiği tamir etmek pek mümkün görünmüyordu. Direkt yenisi ile değiştirip yola devam ettim.

      Yoğun olarak tarım yapılan bu coğrafyada çok fazla domuz olduğunu söylediler. Domuz, karnını doyurmanın yanı sıra tarlada ki mahsulün tamamına zarar bir hayvan. Bu nedenle Anadolu kültüründe pek sevilmez. Bir çok yerde ölü domuzlara karşılaştım yol boyunca.

Domateslerim geliyor.

     Salih ve ailesi domates bahçelerinden kalan ürünleri topluyorlardı. Yanlarına gitmek istedim önce. Gitsem laf lafı açacak. Zaman sıkıştıkca sıkışacak. Yanlarından düz geçerken, Salih ”kolay gelsin abiiiii” diye bağırdı. Benim günahım yok. Salih başlattı. Yanıma geldi. Ayak üstü sohbet ettik. Çanakkale merkezde yaşıyorlar. Tarlaları Balcılar köyünde. Güçlerinin yettiği kadarıyla uğraşıyorlar. Salih ”domates vereyim abi yolda yersin” dedi.Kabul ettim elbette. Ancak 1 en fazla 2 tane vermesini söyledim. Salih 4,5 tane kapıp gelmiş. Heybelerde yer yok. Sıkıştırmamak için gidon çantasına yerleştirdim. Salih’e ve ailesine veda edip ayrıldım.

     Köy yollarında sona doğru yaklaşırken anlam veremediğim bir yol çalışması ile karşılaştım. Baya toprak çakıl karşımı bir şeyleri yola dökmüşler. Üstüne bir güzel ıslatıp iyice çamur olmasını sağlıyorlardı. Yolda çalışan ağabeylerle sohbet ettim. Ancak karalığa kalma stresinden bu çalışmanın mantığını soramadım.

      Karanlığa kalmanın verdiği stresin, sesimde oluşturduğu ürkek ses tonuyla, yol çalışması yapan ağabeyden yol bilgisi aldım.

     Biga Çanakkale arası yolculuğumda yükseleceğim son irtifaya 18:00 sularında ulaşmıştım. Bundan sonrası iniş olacağından otoyola henüz 15 km olmasına rağmen biraz rahatladım. Çanakkale’ye ulaştığımda eski iş arkadaşım Çağlar’da kalacaktım. Öğleden sonra sık sık hali mi durumumu sordu sağ olsun. Gün boyu defalarca kez tırmandım indim. Tırmandııııım. İndim.  Mevsim Yeşillikleri turumda da çok fazla tırmanış yapmıştım. 0 rakımdan 900 metre irtifaya çıktığım oldu. Gemlikten başlayıp Delmece yaylasına çıktığım son günde, 4 saat soluk kesen bir tırmanış yaptım. O bile beni bu kadar yıpratmamıştı. Fiziken kuvvetim yerinde ancak zihnen bitmiştim. Çağlar’a bu durumu aktardığımda, derhal arabayla gelebileceğini ve beni alabileceğini söyledi. Yiğit Altar’ın oğlu Çağlar. Bu cümle nasıl iyi geldi tarif edemem. Mühim bir sağlık sorunu olmadığı sürece bu yola baş vurmayacaktım.

Katledilen Orman Arazisi

     Objektif camı kirlenmiş bir gopro, hesap makinesi tadında görüntüler kayıt edebilir. Buyurun bir örneği. Son saatlerde Gopro camına dikkat etmemişim. Terli ellerimle değmiş olmalıyım ki görüntüler leş gibi çıkmış. Neyse ki son çektiklerim çok kayda değer değil.

Umurbey Köyü

Otoyola bağlandım. Çanakkale merkeze 21 km yol var. Olsun ! Parti zamanı.

    Uzun ve rahat bir sürüşün ardından Çanakkale öncesi son rampaya gelmiştim. Çağlar Kepez’de oturuyor. 6 km kadar bir yolum kalmıştı. %7 biraz üzse de 2 gündür yolda olmanın ve Biga’dan sonra defalarca kez çıktığım rampalarda kazandığım direnç ile bu eğimi hızlıca çıktım. Çanakkale’nin ışıkları fotoğrafa da yansımış. Sıcak bir duş ve güzel bir akşam yemeği tek hayalimdi.

     Ve mutlu son. Çağlar whatsapp’tan attığım canlı konumdan beni takip ediyormuş sık sık. Onların sokağına girdiğimde beni karşıladı. Kendisi ile sosyal ve iş ortamında çok şey paylaştık. Onu gördüğümde psikolojik yorgunluğum sıfırlandı. Bisikleti ve eşyaları bodrumda bir depoya kitleyip eve geçtik. Hiç çıkmak istemediğim sıcak bir duş aldıktan sonra annesinin hazırladığı yemeği soluksuz gömdüm.

     Coğrafi yapının zorluğu beni her ne kadar tüketse de tek kelime ile mükemmel bir günde pedal bastım. Çok insanla tanıştım. Sofralarına oturdum. Hikayelerini dinledim. Samimiyetlerini paylaştım. Tur bisikletçiliğin de yaşanabilecek en zirve hazları bugün tatmıştım.

5 comments on “Tarihin İzinde | Conkbayırı – bölüm 1”

  1. Birkan dedi ki:

    Harika iş çıkartmışsın abi! Tebessüm ederek (hatta daha çok oradaki yerel insanlara) okudum!

    Ne güzel memleketler!
    Ayağına sağlık.

  2. Velespitli Seyyah dedi ki:

    Fotoğraflar ve yazıların uyumu oldukça güzel. Daha önceden gittiğim yolları tekrar görmek bana eski anılarımı hatırlattı. Deneyimlerini bizlerle paylaştığın için teşekkürler dostum. Pedalına ve kalemine sağlık.

  3. Nimet dedi ki:

    Bilgilendiren ve keyif verici bir anı yazısı olmuş tebrikler. İyi sürüşler:)

  4. Murat dedi ki:

    Sürükleyici; devamını bekliyoruz.

  5. Cemre dedi ki:

    Baya imrendim çok güzel olmuş musti, ışık temini yapman lazım artık 😀

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir